İlk yazımızda yapay zekânın noterlik işlerinde hangi alanlarda kullanılabileceğini değerlendirmiş, ikinci yazımızda ise asıl riskin yapay zekânın kendisi değil, ona hangi verilerin verildiği olduğunu konuşmuştuk.
Bu yazıda ise farklı bir soruyu tartışmak istiyorum.
Peki ya yapay zekâ hiç kullanılmazsa?
Daha doğrusu, yapay zekâ kullanımının tamamen yasaklandığını düşünelim. Böyle bir karar gerçekten uygulanabilir ve sürdürülebilir olur mu?
Gelişim rekabetten değil, süreç kalitesinden gelir
Noterlikler, yaptıkları işin niteliği gereği klasik anlamda rekabet içinde değildir. Aynı şehirde faaliyet gösteren iki noterlik, müşteriyi birbirinden almak için yarışmaz. Böyle bir rekabet zaten hukuki sistemimizin de öngördüğü bir yapı değildir.
Ancak bu durum, noterliklerin gelişmediği anlamına gelmez.
Asıl gelişim; vatandaş kazanma yarışında değil, işlemlerin daha güvenli, daha hızlı ve daha düzenli yürütülmesinde yaşanır.
Yaklaşık on beş yıl önce başlayan dijital dönüşüm bunun en güzel örneğidir.
O yıllarda noterliklerde yapılan işlemlerin büyük bölümü çevrimdışı yürütülüyordu. Zamanla MERNİS, TAKBİS, e-Devlet entegrasyonları ve en önemlisi NBS (Noterlik Bilgi Sistemi) ile birlikte çalışma biçimi tamamen değişti.
Bugün birçok işlem saniyeler içinde doğrulanabiliyor, elektronik sorgular yapılabiliyor ve vatandaşın bekleme süresi önemli ölçüde azalabiliyor.
Önceki dönüşüm yukarıdan aşağıya kurulmuştu
Bu dönüşümün önemli bir özelliği vardı.
Teknoloji, noterliklere bireysel olarak gelmedi.
Bir noterin kendi imkânlarıyla MERNİS'e bağlanması, TAKBİS entegrasyonu geliştirmesi veya ülke çapında çalışan ortak bir bilgi sistemi kurması zaten mümkün değildi.
Bu nedenle teknolojik dönüşüm, Türkiye Noterler Birliği'nin koordinasyonunda gerçekleşti. Noterler de bu dönüşümü, kurumsal olarak sunulan altyapı üzerinden yaşadı. Yeni teknolojiler önce kuruma geldi, ardından noterliklere ulaştı.
Yapay zekâyı farklı kılan şey erişim biçimi
İşte yapay zekâyı önceki bütün dönüşümlerden ayıran nokta tam da burada başlıyor.
Bu kez teknoloji yukarıdan aşağıya inmiyor.
İlk kez teknolojik baskı aşağıdan yukarıya geliyor.
Bugün internet bağlantısı olan hemen herkes, kişisel bilgisayarından birkaç dakika içinde bir yapay zekâ uygulamasına ulaşabiliyor.
Üstelik bunun için yeni bir altyapı kurulmasına, özel bir yazılım geliştirilmesine veya yıllarca sürecek merkezi bir dönüşüm projesinin tamamlanmasına da gerek yok.
Yaklaşık on beş yıl önce büyük bütçeler, uzun projeler ve merkezi koordinasyon gerektiren teknolojiler, bugün görece çok düşük maliyetlerle herkesin erişebileceği hizmetler hâline gelmiş durumda.
Dolayısıyla bu kez teknolojiyi bekleyen insanlar değil, kurumlar.
Asıl soru kullanım değil, denetlenebilirlik
Aslında burada üzerinde durulması gereken konu, yapay zekânın kullanılıp kullanılmadığı değil; bunun nasıl denetlenebileceğidir.
Örneğin bir noter veya personeli, çevirmen tarafından hazırlanan bir metni kişisel bilgisayarındaki bir yapay zekâ uygulaması ile karşılaştırarak kontrol etmeye karar verirse, bunun yapıldığını dışarıdan tespit etmek ne kadar mümkündür?
Ya da herhangi bir metni, dilekçeyi veya açıklamayı birkaç dakika içinde yapay zekâya danışarak hazırladığında, bunun kullanılıp kullanılmadığını kim, nasıl anlayabilir?
İşte yapay zekâyı önceki teknolojik dönüşümlerden ayıran en önemli özelliklerden biri de budur.
Bu teknoloji, kurumların kuracağı merkezi sistemlerle gelmiyor; bireylerin kişisel cihazlarına çoktan ulaşmış durumda.
Yasak görünmez kullanım üretebilir
Tam da bu nedenle şu soruyu sormamız gerekiyor.
Yapay zekâ kullanımının tamamen yasaklandığını varsayalım.
Bu gerçekten uygulanabilir bir çözüm olur mu?
Bugün herhangi bir kişinin, kişisel bilgisayarı üzerinden erişebildiği bir teknolojiyi yalnızca idari bir kararla tamamen engellemek ne kadar mümkündür?
Belki de daha önemli soru şudur:
Böyle bir yasak, kullanımı gerçekten ortadan mı kaldırır; yoksa sadece görünmez hâle mi getirir?
Çünkü insanlar faydasına inandıkları araçları kullanmanın bir yolunu bulacaktır.
Ancak kuralların olmadığı yerde standartlar da oluşmaz.
Kurallar konuşulmadan standart kurulamaz
Hangi verilerin yapay zekâya gönderilebileceği...
Hangilerinin mutlaka gizlenmesi gerektiği...
Hangi işlemlerde insan kontrolünün vazgeçilmez olduğu...
Bütün bu konular konuşulmadan kalır.
Oysa önceki yazımızda da değindiğimiz gibi, asıl güvenlik kişisel verileri olduğu gibi yapay zekâya göndermemekte; verileri sınıflandırabilmekte ve gerekli durumlarda anonimleştirebilmektedir.
Bunun yöntemi öğretilmediğinde ise herkes kendi çözümünü üretmeye başlar.
Kurumsal standartların bulunmadığı bir ortamda oluşabilecek en büyük risk de belki budur.
TNB için mesele yasak ya da serbest bırakma ikileminden daha büyük
Bu nedenle bana göre asıl tartışılması gereken konu, yapay zekânın kullanılmasına izin verilip verilmemesi değildir.
Asıl tartışılması gereken konu, kaçınılmaz görünen bu teknolojinin noterliklerde hangi kurallar çerçevesinde kullanılacağıdır.
Belki de bugün Türkiye Noterler Birliği'nin ve ilgili kurumların önündeki en önemli görev, yapay zekâyı yalnızca yasaklamak ya da serbest bırakmak arasında bir tercih yapmak değildir.
Asıl ihtiyaç; hangi verilerin kullanılabileceğini, hangilerinin kesinlikle kullanılamayacağını, anonimleştirmenin nasıl yapılacağını ve insan denetiminin hangi aşamada mutlaka devam edeceğini belirleyen ortak bir çalışma modelinin oluşturulmasıdır.
- Hangi belge ve veri türlerinin yapay zekâya hiç gönderilemeyeceği belirlenmeli.
- Hangi içeriklerin ancak maskeleme veya anonimleştirme sonrasında kullanılabileceği açıklanmalı.
- Hangi yapay zekâ araçlarının kurumsal olarak kabul edilebilir olduğu denetlenmeli.
- Kişisel hesaplar ile kurumsal kullanım kanalları birbirinden net biçimde ayrılmalı.
- Yapay zekâ çıktılarında son kontrol ve sorumluluğun insanda kalacağı süreçler tarif edilmeli.
Sonuç: Dönüşüm yönetilmezse kendiliğinden yaşanır
Yaklaşık on beş yıl önce dijital dönüşüm merkezi sistemlerle başladı.
Yapay zekâ ise bambaşka bir dönemin teknolojisi.
Bu kez teknoloji önce kurumlara değil, insanların bilgisayarlarına ulaşıyor.
Belki de bugün cevap aramamız gereken en önemli soru şudur:
Türkiye Noterler Birliği bu dönüşümü yöneten kurum mu olacak, yoksa bu dönüşümü geriden takip etmek zorunda kalan kurum mu?
Çünkü bana göre artık tartışılması gereken konu, yapay zekânın noterliklerde kullanılıp kullanılmayacağı değildir.
Asıl soru şudur:
Bu dönüşüm kuralları belirlenerek mi yönetilecek, yoksa kurallar oluşmadan kendiliğinden mi yaşanacak?